Sağlıkta Vakıflar

SAĞLIKTA VAKIFLAR
Prof. Dr. Zafer Öztek

Türkler, tarihin her döneminde sağlık hizmetleri ile ilgili vakıflar kurup işletmişlerdir. Bunun en güzel örneği, 1206 yılında Kayseri’in Yenice mahallesinde Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına yaptırılan tıp okulu ve darüşifadır.
Rivayete göre, Gevher Nesibe Sultan aşık olduğu bir kumandanın ölümünden sonra verem hastalığına yakalanır. Ölüm döşeğinde iken kardeşi Gıyaseddin son arzusunu sorar. O da, kendisi gibi çaresiz hastaları tedavi edebilecek hekimler yetiştirmek üzere bir medrese kurulmasını vasiyet eder. Gıyaseddin vasiyeti yerine getirir. İnşaat iki yıl sürer ve Gevher Nesibe Sultan da medresenin içindeki türbesine gömülür.
Osmanlı döneminde kurulan bir çok vakıf arasında Fatih Sultan Mehmet tarafndan kurulmuş olan vakfiye en çok bilinenidir.

FATİH SULTAN MEHMET HAN’ın

Tababetle ilgili vakıfnamesi  

                Ben ki İstanbul fatihi abdü aciz Fatih Sultan Mehmet. Bizatihi, alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevki’inde kain ve malum-ul hudut olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı salih eylerim.

                Şöyle ki : Bu gayrı menkulatımdan elde olunacak nemalarla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye yirmişer akçe alsunlar.

Ayrıca, 10 cerrah, 10 tabib ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bilaistina her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar. Var ise, şifası mümkün ise şifayap olalar. Değilse, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze’ye kaldırılarak orada salah bulduralar.

Maza-Allah her hangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah, ehli erbaba verile.  Bunlar ki, hayvanatı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda Balkanlara çıkıp avlanalar ki, zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

Ayrıca, külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak, yemek yemeye veya almaya bizzatihi kendüleri gelmeyü, yemekleri güneş’in loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.

 

Seçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki bu gelenek Cumhuriyet döneminde de sürmüş ve ülkenin her yanında kurulan vakıflar aracılığı ile halka değişik alanlarda gönüllü hizmetler sunulmaya devam edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arşivinde 27.021 adet vakfiye senedi vardır. Bunlardan 5444 (4781) tanesi Genel Müdürlüğün kurulduğu 1953 yılından sonraki döneme aittir. Bu tarihten sonra kurulmuş olanlar “yeni vakıflar” olarak adlandırılmaktadır. Yeni vakıflar arasında sağlık hizmetleri alanında faaliyet gösterenlerin sayısı 600 dolayındadır.

                Günümüzde, sağlık, eğitim, çevre, kalkınma, tanıtım, sosyal hizmetler gibi alanlarda kurulmuş bütün vakıfların ortak amacı, toplum kaynaklarını harekete geçirerek, bu alanlara ayrılan kaynaklara ek kaynaklar yaratmaktır. Bu ihtiyaç, sağlık alanında, diğer alanlara göre daha belirgin olarak hissedilmektedir. Sağlık hizmetlerine kamu kaynaklarından ayrılan pay hiçbir dönemde yeterli olmamıştır. Bu hizmetlerden sorumlu olan bütün kurumlar ek kaynak bulabilmek için gönüllü kuruluşlar aracılığı ile yardımsever yurttaşların desteğini aramışlardır.

                Çünkü, gelişmekte olan ülkelerdeki planlamacı ve ekonomistlerin çoğu, sağlık (ve eğitim) hizmetleri ile ilgili yatırımları “nüfus yatırımı” (demografik yatırım) olarak kabul ederler. Yani, sağlık hizmetlerine yapılan harcamalar geri dönüşü olmayan, ya da çok geç olan, ülke ekonomisine belirgin bir katkı sağlamayan ya da katkısı sınırlı olan harcamalardır. Her ne kadar, sağlıklı insan gücünün ekonomiyi hızlandıracağından söz edilse de, planlamacılara göre bu sonuç kısa dönemde gözlenemez. Onlara göre, kaynakları kıt olan ülkelerin, bu kaynakları mal üretimi ya da ticaret gibi zenginlik yaratıcı alanlara yatırmak gerekir. Nüfus yatırımlarına yapılacak harcamalar asıl yapılması gereken ekonomik kalkınmayı geciktirir. Bu durum, toplumun sağlığını da olumsuz etkiler. Çünkü, ekonomik kalkınma ve zenginleşme sağlık düzeyinin yükselmesinin de temel koşuludur. Zenginlik, sağlığı olumlu etkiler. Önce zenginlik, sonra sağlık gelir.

                Yukarıda değinilenler abartılı olarak kabul edilebilir. Ancak, Türkiye dahil, hemen bütün ülkelerde sağlık hizmetlerine devlet bütçelerinden ayrılan payların azlığı bunun kanıtıdır.

                Öte yandan, sağlık hizmetleri giderek gelişen ve değişen teknolojiyi de izlemek zorundadır ; Nüfus artışına paralel olarak yeni sağlık kuruluşlarının açılması, işletilmekte olanlarının her zaman bakımlı ve temiz olması, çalışanların hem çalışma ortamından hem de ücretleri yönünden tatmin olmaları ve sürekli eğitilmeleri gerekir. Böylesine güç, yoğun ve yaygın bir hizmet türü olan sağlık hizmetleri her ülkede “pahalı” olarak kabul edilir. Hiç bir ülkede sağlık hizmetlerine halkın beklediği ölçüde kaynak ayrıldığı söylenemez.. Kaldı ki, hizmetlere kaynak ayırmak yetmez, ayrılan kaynağın bürokratik engellere takılmadan hızla kullanılabilmesi önemlidir.

                Bu sıkıntıların çekildiği tek sektör sağlık değildir. Bu durum, eğitim ve kültür başta olmak üzere bir çok sektörün ortak sorunudur. Ancak, sağlık sektörü, özellikleri yönünden kaynak yetersizliğinden çok daha derin şekilde etkilenmektedir.

                İşte, sağlık hizmetlerinde kaynak sıkıntısını aşmanın bir yolu da gönüllü kuruluşlara yönelmektir. Bu yaklaşım geçmişte bir devlet politikası olarak da uygulanmıştır. Kızılay bunun en çarpıcı örneğidir. Kızılay özel bir kanunla kurulmuştur ve devlet tarafından da desteklenerek halkın gönüllü katkıları ve yardımı sağlanmaktadır. Verem savaşı hizmetlerindeki derneklerin desteklenmesi de bir devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Türkiye Ulusal Verem Savaşı Derneği’ne her yıl devlet bütçesinden belli bir pay ayrılır. Bu dernek de, sağladığı yardımlarla ülkenin dört yanında verem dispanserler ve hastaneler çalıştırır.

                Ülkemizde sağlık alanında hizmet veren gönüllü kuruluşlar arasında hem parasal gücü hem de hizmete katkısı açısından en önde gelenlerden birisi Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı’dır. Bu vakfın kurulduğu 1983 yılında da yukarıda değinilen sorunlar vardı. Sağlık evleri, sağlık ocakları ve birçok hastane onarım bekliyordu. Tıbbi araç gerecin yenilenmesi gerekiyordu. Sağlık meslek liselerindeki öğrencilere eğitim yılı başında verilen kitaplar yıl sonunda geri alınıp bir sonraki öğrenciler için saklanıyordu. O yıllarda başlayan zorunlu hizmet uygulamalarından önce uyum kurslarına getirtilecek hekimler için ödenek bulunmuyordu. Benzin ödeneğinin yetersizliği nedeniyle gezici hizmetler yapılamıyordu. Sağlık kuruluşlarında kırılan camlar yenilenemiyor, telefon giderleri karşılanamıyor, temizlik malzemeleri sürekli olarak sağlanamıyordu. Ödenek bulunamadığı için Adana ilinde önceden bağlantısı yapılmış olan lojmanlar alınamamıştı. O yıl içinde hizmetlerin sosyalleştirildiği 20 ilde sağlık ocağı ve evlerinin yapımı için ödenek sağlanamamıştı. Bütün bunların yanı sıra, bürokratik nedenlerle ve bütçe fasılları arasındaki aktarmaların güçlüğü nedeniyle 1982 yılının bütçesinde altı milyar lira harcanamamış ve Maliye Bakanlığı’na iade edilmek zorunda kalınmıştı.

                Bu sorunları çözmek amacıyla sağlık kuruluşlarında kurulan irili ufaklı dernekler yeterince gelişememişti. Bu çabalarda dağınıklık, eşitsizlik ve yetersizlik söz konusuydu. İşte, Sağlık Bakanlığı’nın hizmetlerini desteklemek ve geliştirmek üzere bir vakıf kurma düşüncesi bu ortam içinde doğdu.

                Vakıf senedi 21 Eylül 1983 günü Resmi Gazetede yayınlandı. Vakfın şube sayısı 211’e ulaştı. Gelirleri ile Türkiye’nin her yanında sayısız kuruluşlar yapıldı ve onarıldı, araç-gereç, aşı, serum, ilaç gibi tıbbi malzeme sağlandı, personel takviyesi gerçekleştirildi, bilimsel toplantılara destek verildi ; Başta enjektör ve röntgen cihazları olmak üzere sanayi yatırımları gerçekleştirildi. Zengin yörelerden toplanan bağışlar daha yoksul bölgelere aktarılarak sağlık hizmetlerinin gelişmesine aracı olundu. Vakfın Sağlık Bakanlığı’na sağladığı ek kaynakların toplamı 300 milyon ABD Dolarına yaklaştı.

                Sözü edilen sıkıntılı günlerin geride kaldığı 2000 ‘li yıllarda bu Vakıf  sağlık ve sosyal hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi için bilimsel çalışmalara, personel eğitimine, ilaç ve tıbbi malzeme sağlanmasına ve hizmetlerin sürdürülesi için her türlü desteği vermeye devam ediyor.

                Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı’nın kuruluşunda emeği geçmiş bir kişi olarak belirtmeliyim ki, bu vakfın kuruluşunda iki vakıftan esinlenilmiştir. Bunlardan biri Milli Eğitim Bakanlığı Vakfı, diğeri Hacettepe Vakıflarıdır. Özellikle Hacettepe Vakıfları, kurduğu şirketlerle bir vakfın nasıl güçlenebileceği ve bir vakıfın nasıl başarıya erişeceği konularında eşsiz bir örnektir. Bu nedenle, Hacettepe vakıflarını kurarak, vakıfların “üçüncü sektör” olarak ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmasına ne denli katkılarda bulunabileceğini kanıtlayan hocamız Prof. İhsan Doğramacı’yı da anmak gerekir.            

Kaynaklar

  1. Tarihteki Tıp Fakültesi : Gevher Nesibe Tıp Medresesi, Sağlık 2000, Yıl 2, Sayı 8, Mart-Nisan 2001, s. 18-19.
  2. Akyay,N. Osmanlı İmparatorluğu’nda Sağlık Örgütleri ve Sosyal Kuruluşlar, H.Ü. Toplum Hekimliği Bölümü Yayını No. 20, Ankara, 1982.
  3. Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı 1985-1995, SSYV Yayını No 1, Ankara, 1996.