Ulusal ve uluslararası düzeyde 60 kadar projede görev aldım. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
Henüz halk sağlığı asistanı olduğum 1973 yılında 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlığı için komisyon toplantıları yapılıyordu. Hocam Nusret Fişek Sağlık İnsangücü alt komisyonu başkanıydı. Beni de komisyona alarak alt grup sekreteri yaptı. Bu görev benim açımdan eşi bulunmaz bir eğitim oldu.
Sonraki bütün kalkınma planlarının komisyon toplantılarına davet edildim. Her toplantı benim için çok değerliydi. Ancak, son katıldığım 9 uncu plan çalışmasından sonra (2007) planlı kalkınma dönemi sona erdi. Bu durum benim için bir üzüntü kaynağıdır.
1975 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından desteklenen “Sağlık İnsangücü Geliştirilmesi Projesi” yürütülüyordu. DSÖ temsilcisi olan Dr. Anand, bir grup uzmanı Hindistan, Malezya ve Tayland’a götürerek oradaki çalışmaları yerinde göstermeyi planladı. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Ertuğrul Aker başkanlığında 8 kişilik bir grup oluşturuldu. Grupta ben ve Dr. Necati Dedeoğlu da vardı. Bu gezi beni çok etkiledi. Döndüğümde, Hindistan’da gördüğüm bir uygulamayı Hacettepe’de yaşama geçirdim ve “İntern Dosyası” uygulamasını başlattım.
Ayrıca, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kurucu Başkanı olduğum dönemde sözünü ettiğim 3 ülkeye yaptığımız gibi “Gezici Seminer” uygulamasını başlattım. Bu ziyaret deneyiminden yola çıkarak halk sağlığı asistanlarının eğitimlerine katkı yapmak amacıyla “halk sağlığı gezici semineri” yapma fikrini önerdim ve 1988 yılında 24 araştırma görevlisi ile ilk gezici seminerimizi yaptık. Ekip başı ve danışman bendim. Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum ve Erzincan illerini kapsayan bu gezi Sivas’ta yapılmakta olan Halk Sağlığı Kongresinde sona erdi. Gezi sırasında il sağlık müdürlüklerini, sağlık ocaklarını, hastaneleri, laboratuvarları ziyaret ettik, yöneticilerle sıcak tartışmalar yaptık. Samsun’da çimento fabrikasını, Artvin-Murgul’da bakır madenlerini gördük, bu fabrikaların ve madenlerin başta akarsuları ve havayı ne kadar kirlettiğini, bitki örtüsünü nasıl etkilediğini gözledik, iş sağlığı konularındaki uygulama sorunlarını saptadık, sağlık yöneticilerinin halk sağlığı konusunda yetersiz olduklarını gözlemledik ve halk sağlığı uzmanlığının önemini bir kez daha anladık. Otobüsle yol alırken bir yandan da gördüğümüz yerleri, izlenimlerimizi, saptadığımız sorunları ve çözüm yollarını tartıştık. Prof. Dr. Ayşen Bulut’un yardımlarıyla Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı tarafından desteklenen seminer sınırlı olanaklarla yapılabildi. Sağlık kolejlerinin yurtlarında konakladık. Bu gezi, hem bilgi-görgü açısından hem de gruptakilerin kaynaşması açısından son derece verimli oldu. Hoş anılarla geziyi tamamladık. Hatta, son durağımız olan Erzincan’da geziyle ilgili bir de oyun sahneledik. Daha sonraki yılların birinde Sinop, Samsun, Amasya illerini kapsayan bir gezici seminerde daha görev aldım. Bu seminerlere katılan o dönemin asistanlarının ve genç uzmanların birçoğu akademik yaşamda yükseldi, katılanların yarıdan çoğu profesör oldu, Sağlık Bakanlığı içinde önemli üst düzey görevlere geldiler, genel müdür, müsteşar ve millet vekili oldular. Halk Sağlığı Kolunun bu çalışmalarında Dr. Feride Aksu, Dr. Onur Hamzaoğlu, Dr. Özen Aşut ve Dr. Derman Boztok başta olmak üzere birçok arkadaşımın değerli katkıları oldu.

Avrupa Konseyi 1975 yılında sağlık mesleklerinin uluslararası düzeyde sınıflandırılması amacıyla bir uzman grubu oluşturdu. Grupta ben de vardım. Fransa’nın Strasbourg kentinde toplandık ve 4 toplantı yapmayı kararlaştırdık. Ancak, ikinci toplantıda sağlık mesleklerinin bütün ülkeler için geçerli olabilecek bir sınıflandırmasının yapılamayacağına karar vererek dağıldık. Her ülkenin kendi koşullarına göre sınıflandırma yapmasının uygun olacağı ifade edildi. (BKZ: Görüşlerim)
1960’lı yıllarda başta Batı Almanya olmak üzere Türkiye’den başka ülkelere çok sayıda işçi göç etmişti. Bu işçilerde yeni ortamlarına uyum ve ciddi sağlık sorunları rapor ediliyordu. Hacettepe Üniversitesi Prof. Dr. İhsan Doğramacı Vakıflarının da parasal desteğiyle bu konuda araştırmalar yapılmasını ve bir sempozyum düzenlenmesini kararlaştırdı. Bu çerçevede ben de Batı Berlin’de ve işçilerin sağlık sorunlarını inceleyen bir araştırma yürüttüm. Araştırmada Prof. Dr. Münevver Bertan ve değerli dostum Dr. Remzi Aygün’ün büyük destekleri oldu. Bu araştırma aynı zamanda benim doçentlik tezim oldu. Sonuçları hocam Münevver Bertan ile “Yurt Dışına Göç ve Sağlık” adıyla kitap olarak yayımladık.
1985 yılında Türkiye’de aşı kampanyası yapıldı. Çok geniş kapsamlı bir kampanya planlanmıştı. Hemen bütün bakanlıklar, TRT, PTT vb kamu kurumları projede rol aldı. “Haydi çocuklar aşıya” başlıklı reklam filmleri çekildi. Ben de sağlık personeli ve yöneticilerin soğuk zincir konusunda eğitimlerinde kullanılmak üzere bir film senaryosu hazırlayıp Nevşehir’de çektim. Bu film kampanya boyunca eğitim materyali olarak kullanıldı.
1086 yılında UNICEF, Ürdün’de ishal hastalığına bağlı ölümleri azaltmak için bir proje yürüttü. Ben de bu proje çerçevesinde ishal prevalansı konusunda bir araştırmanın yürütülmesinde ekip başı olarak görev aldım.
26 Aralık 1991 tarihinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan ülkelerde Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki bütün uluslararası örgütler bu ülkelerde projeler yürütmeye başladı. Bu arada, UNICEF tarafından Kazakistan’da yürütülen “akut solunum yolları hastalıklarının kontrolü” konulu projede sağlık personelinin eğitimi konusunda görev yaptım.
Kazakistan’da yürütülen projenin bir benzeri bütün Orta Asya Devletlerinde bağışıklama konusunda yürütüldü. Ben, Kırgızistan’da yürütülen bölümünde UNICEF danışmanı sıfatıyla eğitici olarak görev aldım.
26 Aralık 1991 tarihinde Sovyetler Birliği dağılınca 15 ülke bağımsızlığına kavuştu. Bu ülkelerde önemli sağlık altyapı yetersizlikleri vardı. Bağımsızlıktan bir ay sonra Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF birlikte hareket ederek bu ülkelerdeki alt yapı sorunlarını yerinde saptamak için ekipler oluşturdu. Ekipte ben de vardım. Ekip üyeleri önce Moskova’da bir araya geldi, sonra küçük gruplara ayrılarak ülkelere gittik. Ben Kazakistan’da görev yaptım. Bu ülkede sağlık kuruluşlarını, hastaneleri ziyaret ederek eksiklikleri yerinde belirledik ve DSÖ’ye rapor ettik.
Ziyaretlerim sırasında Sovyetlerin gerçek yüzünü gözledim, tıp alanında ne kadar yetersiz olduğunu, hekimlerin ne kadar modern uygulamalardan uzak olduklarını gördüm. Hekimlerin yaşamları boyunca otoskop, oftalmoskop görmediklerini öğrendim, nöroloji hastanelerinde hekimlerin stetoskoptan başka bir gereçleri olmadığını anladım, çekilen röntgen filmlerinin Moskova’ya gönderilip üzerindeki gümüşün geri alındıktan sonra yeni filmlerin hastanelere gönderildiğini duydum, enfeksiyonu olan bir çocuğa 16 değişik antibiyotiğin aynı anda verildiğini anladım.
Kazakistan bu görüntüyü kısa sürede değiştirdi. Bağımsızlıktan bir yıl sonra sağlık sigortası sitemine geçildi, tıp eğitim programı değiştirildi, modern hastaneler kuruldu.
1990’lı yıllarda Dünya Bankası ülkelere Bankanın finanse edeceği “sağlık durum analizleri” (sörvey) yapmalarını önermişti. Bu arada eski Sovyet ülkelerinde de bu tür çalışmalar yürütüldü. Ben, Dünya Bankası danışmanı olarak Türkmenistan’da yürütülen “durum saptama araştırması”nda görev aldım.
Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuşmalarından sonra Türkiye Kalkınma Ajansı (TİKA) bu ülkelerde bir dizi iş birliği projesine başlamıştı. Bunlardan biri de tıp eğitimlerinin modernleştirilmesiydi. Bu çerçevede Türkmenistan’da bir çalışma yürüttüm ve Sovyetler Birliği döneminde yürütülen tıp eğitimi programının batı ülkelerine uydurulması için danışmanlık yaptım.
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsızlıklarına kavuşan ülkelerdeki (CARNET ülkeleri) tıp eğitim modelinin iyileştirilmesi ve çağdaş batı ülkelerine uygun duruma getirilmesi için Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi bir proje başlattı. Bu amaçla İspanya’nın Barselona kentinde 1997 yılında geniş bir toplantı yapıldı ve bu ülkelerdeki tıp eğitiminin ilkeleri üzerinde tartışılarak bazı kararlar alındı. DSÖ bu kararlara uygun olarak söz konusu ülkelere uzmanlar göndererek çalışmalar yürüttü. Barselona toplantında Gülin Gedik ile birlikte raportörlük görevini yürüttük. Sovyetler sisteminde her biri beşer yıllık eğitim veren iki farklı tıp okulu vardı. Birisinden “pediatrist” (çocuk hekimi), diğerinden “terapist” (erişkin hekimi) mezun olurdu. Hekim sayılarının hesaplanmasında (istatistiklerde) hekim denildiğinde 5 farklı meslek grubu toplanıp kayıtlara geçerdi: Pediatrist, terapist, eczacı, diş hekimi (stomatolojist), hijyenist.
DSÖ 1997 – 1999 yıllarında Türkmenistan’da temel sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için bir proje yürüttü. Bu projede Dr. Cemil Özcan ile danışmanlık hizmeti verdik.
Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı AD tarafından Samsun ilinde yürütülen bir niteliksel araştırmayla erkeklerin aile planlaması hakkındaki görüş ve davranışlarını ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışmada Dr. Bahar Güçiz Doğan proje sorumlusu olarak görev aldı.
Barselona’daki toplantıda alınan kararlar doğrultusunda DSÖ Avrupa Bölgesi tarafından yürütülen tıp eğitimi reformu çalışmalarında Türkmenistan yanısıra Kırgızistan’da da danışmanlık yaptım.
Barselona’daki toplantıda alınan kararlar doğrultusunda DSÖ Avrupa Bölgesi tarafından yürütülen tıp eğitimi reformu çalışmalarında Tacikistan’da Dr. Cemil Özcan ile danışmanlık yaptım. Ancak, bu ülkedeki Sağlık Bakanının hükümet içindeki sorunlu tavırları nedeniyle önerilerimizin dikkate alındığı söylemek güç.
Avrupa Konseyi cezaevlerinde insan haklarının uygulanması konusunda duyarlıdır ve bu konuda bazı ilkesel kararlar alarak Avrupa ülkelerinde uygulanması konusunda girişimlerde bulunmaktadır. Bu anlayış çerçevesinde 2004 yılında başlayarak Türkiye Adalet Bakanlığıyla bir protokol imzalayarak cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi için bir proje başlattı. Bu proje içinde yapılması gerekenlerden birisi de cezaevlerindeki sağlık hizmetlerinin nasıl olması gerektiği konusunda bir el kitabı hazırlanmasıydı. Bu kitabın hazırlanmasında editörlük önerisi bana yapıldı. Adalet Bakanlığı uzmanları da dahil olmak üzere çok sayıdaki yazarın katkılarıyla hazırlanan kitap 2006 yılında Bakanlık tarafından yayımlandı. Kitap, 2012 yılında güncellenerek yeniden basıldı.
Azerbaycan Sağlık Bakanlığı ülkelerinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi çalışmaları çerçevesinde aile hekimlerinin eğitilmeleri projesi hazırladı. Bu eğitimleri verecek hocaların eğitimleri ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından yapıldı. Benimle Sarp Üner ve Dr. Hilal Özcebe eğiticilerin eğitimlerini yaptık.
Tıp öğrencilerinin, özellikle internlerin halk sağlığı konusundaki eğitimlerinde kullanılmak üzere görsel materyal geliştirilmesi konusunda Hacettepe Halk Sağlığı Anabilim Dalında bir proje geliştirildi. Üniversiteden sağlanan kaynaklarla Çağrı Kalaça ’nın sahibi olduğu firma ile anlaşıldı ve senaryolarını benim hazırladığım 5 adet eğitim filmi çekildi. Filmlerde profesyonel oyuncular yer aldı. Filmlerde özellikle sağlık ocaklarındaki hizmetler, sevk sistemi, bağışıklama, sağlık yönetimi gibi konular işlendi. Bu filmler yıllarca Hacettepe’de ve başka üniversitelerdeki arkadaşlarımız tarafından kullanıldı.
Filmler:
Personelin hizmet içi eğitimlerinde kullanılan yöntemlerden birisi de “cascade” (şelale) yöntemidir. Bu yöntemde örneğin, önce 2 eğitici eğitilir, bu 2 kişi 4 eğiticiyi yetiştirir, bu eğiticiler giderek artan sayıdaki personele eğitim verirler. Bu sistemin sakıncası, başlangıçta söylenenlerin (verilen bilginin) giderek değişikliğe uğramasıdır. Yani, kulaktan kulağa aktarılan bilgiler giderek farklılaşır. İşte bu sorunu çözmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Çocuk Merkezi – ICC (International Children Center) birlikte bir çalışma yürüttü. Ankara’da düzenlenen uluslararası toplantıya ben bir rapor sundum. Tartışmalar sonunda “cascade plus” yöntemi üzerinde fikir birliği sağlandı. Ben ve İskoçya’dan Angelina Kydd bu yöntemi açıklayan bir rehber kitapçık hazırladık.
Azerbaycan Sağlık Bakanlığının personel kapasitesini geliştirmek amacıyla Dünya Bankası desteğiyle yürütülen proje çerçevesinde ben, Sarp Üner ve Dr. Şevkat Bahar Özvarış Bakü’ye giderek bu ülkedeki uzmanların eğitim programlarının geliştirilmesi konusunda danışmanlık yaptık.
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) 2025 yılında “Sözlü Tarih” adıyla bir proje yürüttü. Bu projede halk sağlığı alanında yıllarca çalışmış, ülkemizde halk sağlığı bilim alanının kurulmasına tanıklık etmiş 6 kıdemli öğretim üyesiyle (Ayşe Akın, Sabahat Tezcan, Zafer Öztek, Necati Dedeoğlu, Nazmi Bilir, Çağatay Güler) görüşmeler yaparak onların bilgi ve denyimlerini ve genç halk sağlıkçılar için olan önerilerini derledi. Sonunda çok değerli bir kaynak kitap (Türkiye Halk Sağlığı Tarihine İz Bırakanlar ve Genç Kuşaklara Öğütleri) ortaya çıktı. (Erişim: Halk Sağlığı Okulu ve E-Kütüphane; https://www.halksagligiokulu.org.tr/kitap-detay/1088)