HALK SAĞLIĞI ETİĞİ
Prof. Dr. Zafer Öztek
Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı AD
PUBLIC HEALTH ETHICS
Since public health activities aim to prevent people from diseases and promote the health status of the communities, ethical issues regarding public health services is targeted to healthy people and to the communities as a whole.
There are two aspects of public health ethics: a) ethical approaches of governments in public services; b) public awareness and individual actions for protecting other individuals from health problems.
The first aspect covers all ministries and sectors. Because, public health problems and the underlying factors can only be solved by each ministry and through intersectoral collaboration. The public health ethics means that every measure taken by these bodies should be for the benefit of public by considering equality, majority of the community, giving priorities to most common and most killing health problems, social values, personal liberty and life styles.
The second aspect, is related with the public awareness and individual inputs of members of the communities. In such communities people feel responsible for the public benefits and thus, for example, be vaccinated for elevating the community immunity rate, keep away from healthy people when having an infection, do not smoke in public places, avoid from driving when has taken alcohol and encourage people for healthy life style etc.
Giriş
Etik davranma, sosyal ilişkilerde insan haklarına inanarak, dürüstçe, karşıdaki kişinin yararını gözeterek, onun değerlerine, özgürlüğüne ve özeline giren konulara saygılı davranma olarak da nitelendirilebilir. Etik davranış, doğru ile yanlışı toplumun değerlerine göre ayırmak ve bu değerlere uygun davranmak demektir. O nedenle, etik davranışlar, toplumdan topluma, kültürden kültüre, zamandan zamana farklılık gösteren ahlak anlayışına göre değişen bir kavramdır. Toplum yaşamını düzenleyen yasalar da kişiler arasındaki ilişkileri, doğruyu ve yanlışı tanımlayarak kişilerin buna göre davranmalarını öngörür. Etik ise, yasalardan farklı olarak çoğu zaman yazılı olmayan toplum değerlerinden kaynaklanır. Yasalar herkesi bağlayan ve yaptırımları olan kurallardır; etik ise kısmen yazılı ve uyulması zorunlu bazı kuralları içermekle birlikte çoğu zaman manevi değerleri dikkate alır. Etik, iki kişinin karşılaştığı her anda, her yerde ve yaşamın bütününde söz konusudur. Etik kurallarına uygun biçimde davranmak, özellikle insanlara hizmet sunan meslek üyelerinin hem görevi hem de sorumluluğudur. Kısaca etik, eğitimden yönetime, politikadan hekimliğe kadar her hizmet alanında vardır. Kuşkusuz, bu alanlar içinde sağlık hizmetleri özel bir yere sahiptir, çünkü, sağlık hizmetleri bir insan hakkı olması nedeniyle herkese götürülen, kişilerin yaşamlarını çok yakından ilgilendiren, başka hiçbir hizmet alanında olmadığı kadar hizmeti verenlerle alanların karşılıklı güvenine dayanan bir hizmet türüdür. Bu ilişkilerin zedelenmesi ve güvenin yok olması her iki tarafın da zarar görmesine yol açabilir.
Sağlık alanında etik denildiğinde, geleneksel olarak hekim – hasta ilişkilerinde uyulması gereken ahlak kuralları, yani “klinik etik” anlaşılır. Bu anlayış, hasta bireylere karşı davranış biçimlerini açıklar. Tıpkı, bireylere götürülen sağlık hizmetleri gibi, toplumlara götürülen sağlık hizmetleri de vardır ki, etik kavramı toplumlara götürülen sağlık hizmetleri (halk sağlığı) için de söz konusudur.
Klinik hekimlik uygulamalarından farklı olarak halk sağlığı programları insanları hastalıklardan korumayı, toplumun sağlık düzeyini yükseltmeyi ve hastalardan çok, sağlam kişileri hedefler. Dolayısıyla, halk sağlığı etiğini de sağlam kişileri kapsayacak biçimde ele almak gerekir.
Halk sağlığı etiğinin iki yönünden söz edilebilir: a) Toplumun yararına yapılacak işlerde devletin ve sağlık çalışanlarının etik ilkelere uygun davranmaları; b) Her kişinin topluma karşı sorumluluk duygusu ile davranıp toplumu korumak için üzerlerine düşeni yapma ve bazı davranışlardan kaçınmaları
Halk sağlığı, toplum yararını en az kişilerin yararları kadar önemli görür. Çağdaş bireysel sağlık hizmetlerinde öncelik verilen kişi özerkliği, halk sağlığı uygulamalarında yerini toplumsal yarara bırakmıştır. Başka bir deyişle, halk sağlığı uygulamaları tek tek bireyler için yararlı olmayabilir ve bireylerin yararı ile toplumun yararı arasında bir çelişki ortaya çıkabilir. (Dawson A., Verweij M 2016) Böyle bir durumda halk sağlığı yaklaşımı, toplumun yararını daha öncelikli kabul eder. Örneğin, bir salgın sırasında bir yerleşim yerinin karantinaya alınması, bulaşıcı hastalığı olanların toplumdan izole edilmesi, halka açık yerlerde sigara içilmesinin engellenmesi, alkol satış yerlerinin okullardan en az 100 metre mesafede olmasının gerekliliği gibi uygulamalar kişileri rahatsız edebilir, fakat toplumun yararınadır ve halk sağlığı etiğine uygundur.
Öte yandan, kişi ve toplum yararının ayrılması her zaman kolay değildir ve bazı konularda görüş birliğinin sağlanması mümkün olmayabilir. Kişilerin özgürlüklerinin sınırına hangi durumlarda müdahale edilebileceği tartışmanın odağındaki sorudur.
İşte bazı örnekler:
Hangi hastaların zorunlu olarak tedavi edilmeleri gerekir? Ana-babalar çocuklarını aşılatma konusunda zorlanabilir mi? Bazı gıdaların sağlık sakıncası gerekçesi ile satışları yasaklanabilir mi? Kişiler pasif sigara içiciliğinden nasıl korunmalıdır? Genetik analizle belirlenen sağlık riskleri işe giriş kriteri olarak kabul edilmeli midir? Çin’de bir zamanlar olduğu gibi “tek çocuklu aile” uygulaması yapılıp ailelerin sahip olabilecekleri çocuk sayısına müdahale edilebilir mi? Depreme dayanıksız konutlar hanehalkının aksi tutumuna karşın yıkılabilir mi? Kişiler zorunlu olarak hastalık taramalarına alınabilir mi? Organ transplantasyonu için bekleyen hastalar öncelik sırasına nasıl konulabilir? Sağlık sakıncası nedeniyle yerleşim yerleri zorla boşaltılabilir mi?
Halk sağlığı etiğinin konusu, bu sorulara toplumun yararı için, ama, toplumun değerlerini, kişilerin özgürlüğünü, yaşam tarzını dikkate alarak cevaplar bulmaktır.
Kişilerin topluma karşı sorumluluklarına gelince; bu konu halkın sağlık bilinci ile doğrudan ilişkilidir. Toplumun yararını düşünerek aşı olma, bulaşıcı bir hastalık geçirirken bir kişinin sağlam kişilerden uzak durması, başkalarının yanında sigara içmeme, alkollü iken araç kullanmama, çevresindeki kişileri sağlıklı davranma konusunda eğitme ve teşvik etme gibi bireysel davranışlar sağlıklı kişileri ve toplumu korumak için kişilerin yapmaları gereken etik davranışlardır.
Etik kurallarının halk sağlığı alanındaki uygulamasını anlayabilmek için öncelikle bazı kavramları bilmek gerekir.
Halk Sağlığı
Sağlık hizmetlerinin hastalara verilen tıbbi hizmetlerden çok daha geniş bir kavram olduğunun ne yazık ki, ne sağlık çalışanları ne de toplum tarafından net ve aynı şekilde anlaşıldığı söylenemez. Bunun temel nedeni, sağlık hizmetlerine halâ dar ve geleneksel biyo-medikal anlayışla yaklaşılması olabilir. Oysa, hastalıkların nedenlerinin yalnızca biyolojik değil, fiziksel ve sosyal etmenler olduğu, sağlık hizmetlerinin asıl hedefinin kişilerin hastalıklardan korunmaları ve toplumun sağlık düzeyinin geliştirilmesi olduğu ve bu işlerin yalnızca sağlıkçıların değil devletin işi olması gerektiği 1800’lü yıllardan buyana bilinmektedir. 1842 yılında Edwin Chadwick adlı sosyal reformcu “İngiltere’de çalışan nüfusun sanitasyon koşulları üzerine genel rapor” adlı bir belge yayınladı. Raporda hastalıkların çoğunun çevre kirliliğinden ve sanitasyon eksikliğinden kaynaklandığı ve yoksulluğa neden olduğu savunuldu (Eren 1996). Bu raporun ışığı altında İngiltere’de 1848 yılında tarihteki ilk “Halk Sağlığı Yasası” çıkartıldı. Bu yasayla halk sağlığının bir devlet sorumluluğu olduğu ve çevresel düzenlemelerin yerel sağlık otoritelerinin sorumluluğu olduğu kabul edildi. Chadwick tarafından kaleme alınan rapor diğer Avrupa ülkelerini ve ABD’yi etkiledi ve dünyada bir halk sağlığı reformunun başlamasına yol açtı.
Aynı yıllarda Almanya’da bir patoloji ve antropoloji uzmanı olan Rudolf Virchow bir tifüs salgınını incelemek üzere görevlendirilmişti. Virchow yazdığı raporda salgının altında yoksulluk ve açlık gibi nedenlerin yattığını ve yalnızca tıbbi değil sosyal önlemlerin de alınması gerektiğini önerdi; sosyal tıp üzerine yazdığı bir makalesinde sosyal ve ekonomik faktörlerin önemini belirtti ve hükümetlerin vatandaşlarının sağlığını korumakla görevli olduğunu ve bu alanda önlemler alması gerektiğini dile getirdi. (Krieger, 1998). (HASUDER 2014) Grothjan 1923 yılında yayınlanan “Sosyal Hijyen Sözlüğü” isimli kitabıyla hastalıkların oluşmasında sosyal etmenlerin önemini ortaya koydu (Rabson, 1936) ve sosyal hekimliğin tanımını yaparak, halk sağlığı hizmetlerinin bütün toplumun gereksinimi ve hakkı olduğu, bu hizmetlerin kamu tarafından herkese sağlanması gerektiği görüşünü dile getirdi (Eren, 1996).
Bu gelişmelerin olduğu 20. yüzyılın ilk yarısında halk sağlığının çeşitli tanımları yapıldı. Bu arada ABD’de bir bakteriyolog olan Dr. Winslow 1923 yılında halk sağlığının günümüzde de geçerliliğini koruyan tanımını yaptı : “Halk sağlığı, organize edilmiş toplum çalışmaları sonunda çevre sağlık koşullarını düzelterek, bireylere sağlık bilgisi vererek, bulaşıcı hastalıkları önleyerek, hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlayarak, sağlık örgütleri kurarak, toplumsal çalışmaları her bireyin sağlığını sürdürecek bir yaşam düzeyini sağlayacak biçimde geliştirerek hastalıklardan korunmayı, yaşamın uzatılmasını, beden ve ruh sağlığı ile çalışma gücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.”
Bu tanımdan anlaşılması gereken şudur: Nasıl, bireyler hastalanır ve sağlık sorunları yaşarlarsa, toplumların da sağlık sorunları olur. Bireylerin hastalıkları teşhis ve tedavi edilebildiği gibi, toplumların sağlık sorunları da teşhis ve tedavi edilebilir. Bireylerin hastalıkları biyokimya, mikrobiyoloji, radyoloji, patoloji laboratuarlarının yardımı ile, toplumların sağlık sorunları ise epidemiyolojik yöntemlerle teşhis edilir. Nasıl, bireylerin hastalıklarını tedavi edebilmek için nedenlerini bilmek gerekirse, toplumların sağlık sorunlarının da altında yatan faktörleri bilmek gerekir. Toplumların sağlık sorunlarının altında yatan faktörler fiziksel, biyolojik ve sosyal faktörlerdir. Klinisyenler tedavi amacıyla tıbbi ve cerrahi yöntemleri kullanırlar; toplumların sağlık sorunları ise sağlık hizmetlerinin iyi organizasyonu, yönetimi ve sağlık eğitimi ile tedavi edilebilir. Özetle, halk sağlığı bilim dalı, toplumların sağlık sorunlarını teşhis ve tedavi eden bir klinik tıp dalıdır. Aradaki tek fark, geleneksel klinik dalların, deyim yerinde ise, ağaç ile, halk sağlığı uygulamalarının ise ormanla ilgilenmesidir.
Tıbbi Hizmetler ve Sağlık Hizmetleri
Sağlık hizmetleri ile tıbbi hizmetler genellikle karıştırılmaktadır. Tıbbi hizmetler (medical services), doğrudan sağlık personeli tarafından verilen ve ağırlıkla teşhis ve tedavi işlerini kapsayan hizmetlerdir. Tıbbi hizmetlerin odağında hekim, hemşire, eczacı, fizyoterapist, klinik, hastane, ilaç ve tedavi vardır. Tıbbi hizmetler, geleneksel anlayışla, yitirilmiş sağlığın onarılması ve yeniden kazanılması demektir.
Sağlık hizmetleri (health services) ise tıbbi hizmetleri de kapsayan, ama, tıbbi hizmetlerden daha geniş bir yelpazeyi tanımlar. Sağlık hizmetleri, toplumun sağlığını koruma ve geliştirme odaklıdır. Bu yaklaşıma göre sağlık hizmetlerinin asıl amacı kişilerin hastalanmaması, dolayısıyla hekime ve hastaneye muhtaç olmaması demektir.
Tıbbi hizmetler tek sektörlüdür. Yani, tıbbi hizmetlerin asıl sorumlusu Sağlık Bakanlığı ve bu Bakanlığın kontrolündeki kamu ve özel tıbbi kuruluşlardır. Oysa, sağlığı koruma ve geliştirme konusu yalnızca Sağlık Bakanlığı’nın ve sağlık personelinin değil, bir çok meslek grubunun ve sektörün de görevidir. Hatta, bu hizmetlerin çoğunun Sağlık Bakanlığı dışındaki sektörlerce yapıldığını söylemek yanlış olmaz. Örneğin, bir öğretmen öğrencilere diş fırçalama konusunda eğitim yaparken aslında bir tür sağlık hizmeti yapmaktadır; bir imam cemaate temizliğin önemini, doğum kontrolünün İslâm dinine uygun olduğunu söylerken sağlık hizmetlerine katkı yapmaktadır; bir veteriner hayvanları kuduz hastalığına karşı aşılarken, bir mühendis fabrika bacalarına filtre uygularken dolaylı olarak insan sağlığına katkı yapmaktadır. Bunun gibi, tarım elemanından çöpçüye, kaymakamdan maliyeciye, kadar bir çok meslek üyesinin ve eğitim, tarım, iç işleri, ulaştırma, çevre, yerel yönetimler, üniversiteler vb bir çok sektörün toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili görev ve sorumlulukları vardır. Sağlık hizmetleri, yalnızca herhangi bir bakanlığının değil topyekun Devletin görevidir. Yani, toplum sağlığı, devletin hemen bütün kurum ve kuruluşlarının doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayacağı bir sosyal hizmet türüdür. (Eren N, Öztek Z. 2006)
Her Sektörde Sağlık
Sonucu kişilerin ve toplumun sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilecek her olay ve faktör halk sağlığının konusudur. Örneğin, verem hastalığının ortaya çıkışında yoksulluk, eğitimsizlik ve işsizlik gibi faktörler önemli rol oynar. Bir toplumda veremle savaş yapılırken yalnızca aşılama ya da hastaların ilaçla tedavisi yetersiz kalır. Veremi kontrol altına alabilmek için yoksulluğu düzeltmek, kişilerin yeterli bir gelire sahip olabilecekleri bir işe sahip olmaları ve iyi eğitilmiş olmaları da gerekir. O nedenle, sağlık hizmeti sunanların sosyal ve ekonomik faktörlerle ilgilenmesi ve bu faktörlerin sağlık üzerindeki etkilerinin azaltılması için çaba göstermeleri mesleklerinin ve sorumluluklarının gereğidir. Benzer şekilde, sağlık çalışanları işsizlik, yanlış inanışlar, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, akraba evlilikleri, göçerlik, aşırı doğurganlık, çalışma ortamı, şiddet gibi bir çok sosyal faktörle ilgilenmek ve bu faktörlerin iyileştirilmesi için çaba göstermek durumundadır. Ancak, bu faktörlere yönelik önlemlerin çoğu sağlıkçıların üstesinden gelebileceği işler değildir. Yani, halk sağlığı uygulamaları hemen bütün sektörleri ilgilendirir, dolayısıyla halk sağlığı, aslında bir devlet sorumluluğudur.
Bu görüşten hareketle Dünya Sağlık Örgütü “her sektörde sağlık” (health in all sectors) programını başlatmıştır. Bunun anlamı, bütün sektörlerin alacağı her kararda ve yapacağı her uygulamada (her politikada) halk sağlığı boyutunu düşünmesi ve halkın sağlığına çok az dahi olsa zararı olabilecek kararları almaması gerektiğidir. O halde, halk sağlığı her sektörde yer almalı, her sektörün elemanları halk sağlığı alanında da eğitilebilmelidir. Pek çok sektör ve pek çok meslek grubu halk sağlığının aktörleridir.
Sağlığın Önkoşulları
Dünya Sağlık Örgütüne göre bütün hükümetlerin amacı, herkesin sosyal ve ekonomik açıdan üretken bir yaşam sürdürebileceği bir sağlık düzeyine erişmesini sağlamaktır. Bunu sağlayabilmek için, iyi bir sağlık hizmetinden önce bazı önkoşulların var olması gerekir. Bu önkoşullar aynı zamanda hükümetlerin sosyal politikalarını ifade eder. Toplumun sağlığı, bu koşullar üzerine inşa edilir.
Sağlıkta Eşitsizlikler
Tarihin her döneminde eğitim, hukuk gibi alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da eşitsizlik görülmektedir. (Belek 1998, Belek 1999). Sağlıkta eşitsizlikler çok etmenli olmakla birlikte bu etmenlerden en az bir tanesinin varlığı bile eşitsizliğe zemin hazırlayabilir. Söz konusu etmenlerin büyük çoğunluğu toplumsal nedenlidir ve önlenebilir. Önlenebilir oldukları için toplum ve yöneticiler tarafından irdelenmesi, araştırılması, anlaşılması, ele alınması ve mücadele edilmesi gerekir.
Kuşkusuz, sağlıkta eşitsizliğe yol açan etmenlerin türleri ve önemleri ülkelere, kültürlere ve toplumlara göre farklılık gösterir. Sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanmayı engelleyen etmenler genel olarak şöyle gruplanabilir:
Yukarıda belirtilen etmenler uluslar arası ICD-10-CM hastalık nedenleri sınıflandırmasında da yer almaktadır. Bu sınıflandırmanın Z55-Z65 arasındaki kodları sağlığı etkileyen sosyoekonomik ve psikososyal durumlara ilişkindir. Başka bir deyişle, sağlıkta eşitsizliğin temel etmenlerinden olan sosyal ve ekonomik etmenler uluslar arası düzeyde sağlığı bozan etmenler olarak kabul edilmektedir. (DSÖ).
Z55 : Eğitime ve okur-yazarlığa ilişkin etmenler
Z56 : Çalışma ve işsizliğe ilişkin etmenler
Z57 : Mesleksel risklere maruz kalma
Z59 : Ev koşulları ve ekonomik koşullara ilişkin etmenler (Evsizlik vb)
Z60 : Sosyal çevreye ilişkin etmenler
Z62 : Yetiştirilme tarzına ilişkin etmenler (Gelenekler vb)
Z63 : Aile ve yakın çevreye ilişkin etmenler
Z64 : Belirli psikososyal etmenler (istemeden gebe kalma vb)
Z65 : Diğer psikososyal etmenler (Mahkumiyet, terör, savaş vb)
Eşitsizliği Önleme ve Müdahale Stratejileri
Çok etmenli ve bütün sektörlerin rol aldığı bir konu olduğu dikkate alındığında, sağlıkta eşitsizliklerin giderilmesinin de çok yönlü stratejilerle olması gerektiği açıktır. Nasıl ki, hastalıkları kontrol edebilmenin en akılcı yolu temel ölüm nedenine yönelik önlemler alınması gerekiyorsa, eşitsizliklerle mücadelenin de en akılcı yolu, eşitsizliklere yol açan temel etmenlerle mücadele olmalıdır.
Sağlıkta eşitsizliklerin temel etmenleri, sınıflı toplum, üretim ilişkileri, özelleştirme ve küreselleşmedir. Temel etmenler, yoksulluk, eğitimsizlik, bozuk çevre, çalışma ortamının uygunsuzluğu, yaşam tarzı ile ilgili sorunlar, toplumsal cinsiyet anlayışı, yanlış inanışlar ve sağlık hizmetlerinin verimsizliği gibi ara etmenlere yol açar. Ara etmenler ise eşitsizliğin sonucu olan hastalıkların, sakatlıkların ve ölümlerin ortaya çıkmasına neden olur (Şekil 1). İşte, sağlıkta eşitsizliklerle mücadelede bu gruplardaki etmenlere yönelik stratejiler geliştirilmelidir. Temel etmenlere yönelik stratejilerin uygulanması asıl yapılması gereken şey olmakla birlikte bunların gerçekleştirilmesinin uzun sürebileceği ve zor olduğu akıldan çıkartılmamalıdır. Öyle ise, bir yandan temel etmenlere yönelik önlemleri uygularken aynı zamanda daha makul ve uygulanabilir stratejileri gerektiren ara nedenlere yönelik eylemleri planlamak akılcı bir yol olacaktır. Bu stratejilerin temel ilkelerinden birisi eşitliğin alt düzeylerde değil üst düzeylerde sağlanmasıdır. Sağlık hizmetleri kâr amaçlı olmamalı, hastalar asla kâr amacıyla sömürülmemelidir. Hizmetler hastaların ödeme güçlerine göre değil, ihtiyaçlarına göre verilmelidir (Whitehead M, Dahlgren G 2006).
Şekil 1: Sağlıkta eşitsizlik nedenleri
Temel Nedenler |
| Ara Nedenler |
| Son Durum |
Sınıflı toplum Üretim ilişkileri Özelleştirme Küreselleşme | Yoksulluk Eğitimsizlik Bozuk çevre Kötü iş ortamı Kötü yaşam tarzı Toplumsal cinsiyet Yanlış inanışlar Verimsiz sağlık hizmeti | Hastalıklar Sakatlıklar Ölüm |
Söz konusu stratejik önlemler şunlar olabilir:
Etik ve Halk Sağlığı
Yukarıda açıklanan hususlardan da anlaşıldığı gibi halk sağlığı, halkın yararınadır, toplumun sağlık düzeyini yükseltmeyi amaçlar; halk sağlığı görüşü sağlığın doğuştan kazanılmış bir insan hakkı olduğu gerçeğinden hareketle bu hakkın sağlanmasından devletin sorumlu olduğunu, dolayısıyla halk sağlığı hizmetlerinin bir kamu hizmeti olduğunu kabul eder. Devletin, bütün vatandaşlara eşit davranmasını, herkesin ihtiyacı olduğu zaman ve ihtiyacı olduğu kadar sağlık hizmeti alabilme şansını (olanağını) eşit derecede sağlayabilmekle ödevli olduğunu savunur.
O halde, devlet, yani sağlık hizmeti sunan bütün kamu görevlileri bu sorumluluklarını yerine getirirken aynı zamanda etik değerlere ve kurallara uymak durumundadır. Halk sağlığı etiği, özellikle ve öncelikle devletin uyması gereken davranışlardır. Kuşkusuz, devletin bu yaklaşımını, sağlık hizmeti sunan yetkililer, sağlık çalışanları ve diğer sektör görevlileri yerine getirir. Aşağıdaki etik davranış örnekleri hem devletin hem de bireylerin halk sağlığı etiğini uygulamadaki sınırlarını anlamaya yardımcı olacaktır:
Sonuç
Bireylerin ve toplumların sağlığını ilgilendiren her faktör halk sağlığının konusudur. Bu sorunların çözümü yalnızca sağlık bakanlıklarının sorumluluğu olamaz, pek çok bakanlığın, sektörün ve meslek grubunun ortak sorumluluğudur. Hem bu yönüyle hem de sağlığın doğuştan kazanılmış bir insan hakkı olduğu dikkate alındığında, halk sağlığı uygulamalarının devletin sorumluluğu olduğu kabul edilir.
Halk sağlığı uygulamaları, tıbbi hizmetleri de kapsayan geniş bir yelpazedir. Halk sağlığı tıpkı klinik uygulamalarda kişilerin hastalıklarını teşhis ve tedavi etmeye benzer şekilde toplumun sağlık sorunlarını teşhis ve tedavi etmek demektir. Bu anlayıştan yola çıkarak, tıpkı klinik uygulamalarda olduğu gibi halk sağlığı uygulamalarında da etik yaklaşımlar söz konudur.
Halk sağlığı etiği hem devleti temsil eden kamu yöneticilerin ve çalışanlarının hem de tek tek bireylerin toplumun yararına olan çalışmaları yine toplumun değerlerine uygun bir ahlak yaklaşımı ile yerine getirmeleri demektir.
Kaynaklar
(Belek, İ. 1998) Sağlıkta eşitsizlik: Önlenebilir ve kabul edilemez bir politik ekonomi sorunu. Toplum ve Hekim, 13:2.
(Belek, İ. 1999) Sınıflar; sağlık düzeyleri, sağlık hizmeti kullanımları ve yararlandıkları sağlık kurumları, Antalya’da iki bölge yedi sınıf. Toplum ve Hekim, 14:1.
(Dawson A., Verweij M 2016) (Çev. Ed. Bulut A et al) Etik, Önleme ve Halk Sağlığı, HASUDER yayını, 2016.
Dünya Sağlık Örgütü, http://www.icd10data.com/
(Eren, 1996) Çağlar Boyunca Toplum, Sağlık ve İnsan, Somgür Yayıncılık, Ankara, 1996.
(Eren,N., Öztek,Z. 2006) Halk sağlığının gelişmesi, (Güler,Ç., Akın,L. –Ed. Halk Sağlığı Temel Bilgiler), Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2006, s. 27-40.
(HASUDER 2014) Dr. Bülent Kılıç Dr. Ceyda Şahan Dr. Hande Bahadır, (Türkiye’de Halk Sağlığı Uzmanları İçin İnsangücü Planlaması (2013-2023) Hasuder Sağlık Politikaları Ve İstihdam Çalışma Grubu Raporu, 2014 Isbn:978-975-97836-8-6.
(Krieger N, Birn AE. 1998) A vision of social justice as the foundation of public health: commemorating 150 years of the spirit of 1848, Am J Public Health, 1998, Nov. 88(11): 1603-6.
(Rabson, S. M. 1936) Alfred Grotjahn, Founder of Social Hygiene, Bulletin of the New York Academy of Medicine; vol. 12, no. 2, p. 43; Feb; New York